NEDEN 27 MAYIS’I ANIYORUZ?

Namık Kemal Boya
26 Mayıs 2014 · 

NEDEN 27 MAYIS’I ANIYORUZ:

ERGENEKON TERTİBİNDE GÖRÜLEN POYRAZKÖY DAVASINDAKİ SAVUNMAM’DAN 27 MAYIS BÖLÜMÜNÜ SUNUYORUM. 
54.YILDÖNÜMÜNDE 27 MAYIS 1960 DEVRİMİ VE 1961 ANAYASASINI SAVUNMA MÜCADELESİ TÜRKİYE’DE DEVRİM VE KARŞIDEVRİM ÇATIŞMASININ ÖNEMLİ BİR SAVAŞIMIDIR.

ARİSTO MANTIĞI SAFSATACILARI, SİYASAL İSLAMCILAR, GERİCİLER, ETNİKÇİLER, MEZHEPÇİLER VE GREEN KARTLI LİBERALLER ÖZETLE TÜM İŞBİRLİKÇİLER VE GERİCİLER BİZİ ISRARLA AKIL YÖNÜNDEN SÜREKLİ SINAVDAN GEÇİRİYORLAR.

“HER DARBE KÖTÜDÜR. 27 MAYIS’TA BİR DARBEDİR-27 MAYIS KÖTÜDÜR. TUZAĞINI İŞLETİYORLAR. CUMHURİYET AYDINLANMASINDAN YARARLANMIŞ VE BU MÜCADELEDE YER ALANLARIN BU DOLMAYI YUTMAYACAĞINI BİLİYORUM. AMA YİNE DE BİR KEZ DAHA FAKA BASILMAMASI İÇİN “FAKI” GÖSTERİYORUZ.

27 MAYIS DEVRİMİ SONRASI ABD-AB EMPERYALİZMLERİ KENDİ DÜMEN SULARINDAN AYRILAN BİR TÜRKİYE GÖREREK TÜM GÜÇLERİYLE BİZİ DESTABİLİZE ETMEK, İÇ SAVAŞA SOKMAK İÇİN, İŞBİRLİKÇİLİĞİ VE GERİCİĞİ GÜÇLENDİREREK ADETA EMPERYALİST ÇIKARLARINI SAVUNAN YENİ BİR TÜR T.C. VATANDAŞI YARATMAYI BAŞARDILAR. AMA AYDINLALAN VE KENDİNİ SATMAYANLARI DÖNÜŞTÜREMEDİLER.

BU ONURLU MÜCADELEDE AKIL, MANTIK, SAĞDUYUSUNU KORUYAN, İDEOLOJİ VE POLİTİKANIN BİLİMLE YAPILACAĞINI ATLAMAYAN, DEVRİMCİ CESARETİNİ KAYBETMEYEREK SAVAŞIMI SÜRDÜRENLERE BU UĞURDA YİTİRDİKLERİMİZİN ÖZVERİLİ ÇABALARINA VE DEĞERLİ ANILARINA SAYGI DUYGUSUYLA SUNUYORUM. 


M. Namık Kemal Boya
Vakıf Başkanı

………………………………………………………
5) Ancak bu amaçta alınan tedbirler ve eğitim seferberlikleri, o tarihteki tek üretim aracı olan toprak ve ona bağlı olarak yapılabilen tarım ve hayvancılığı geniş ölçüde şeyhlik ve tarikatçılıkla desteklenen toprak ağalığının kontrol etmesine ve ülkedeki temel üretim aracı olan toprak mülkiyetinde bir toprak reformu yapmaya fırsat bulamamıştır. Çünkü Kurtuluş sırasında mücadeleye katılanlar arasında toprak sahipleri de vardır ve bunlarla ittifak içinde kurulan siyasal iktidarda bunların ağırlıkları vardı. Anadolu’ dan ayrılan Rum ve Ermenilerden kalan mülkleri sonuç olarak bu toprak ağaları elde etmiş olup güçleri ve etkileri kırsal alanda daha da artmış idi. Bu nedenle, 1942 ve 1946 yıllarında yapılmak istenen Toprak Reformu yasaları geçemedi.1946 daki Toprak reformu yasa tasarısına toprak ağalarından gelen yanıt Demokrat Partinin kuruluşu oldu.Kurucular Kurulunun içinde batıdaki ve doğudaki belli başlı toprak ağaları ile onlarla ittifak içinde bulunan komprador-levanten burjuvazi ile yeni yeşeren Türk Kökenli kapitalistlerin temsilcilerinin bulunması işbirlikçi niteliği belirleyen önemli bir işaretti.

6) Bu ittifak, 1950 de iktidar olan Demokrat Parti’nin yaratıcısı oldu. Bu on yıllık dönem “her mahallede bir milyoner” sloganıyla alınan dış yardım ve kredilerin yandaşlara peşkeş çekilerek devlet eliyle fert zengin etme(bu arada kendileri de zenginleşerek) programının daha da güçlü bir şekilde uygulanmasıydı. Bu arada, kamu olanaklarının toprak ve özellikle orman alanlarının ilkel biçimde yağmalanması, kamu kaynaklarının sınırsız olarak sömürülmesinin yolunu açtı.

7) İktidarı birleştiren diğer tutkal ise yoğun bir din istismarı, Cumhuriyetle birlikte etkisizleşen tarikatlar ile şeyhlerin siyasete katkıları ve halkın bu alanda sınırsız biçimde sömürülmesi her üç seçimde de tayin edici faktör halini almıştı. Ancak, siyasal iktidar ilk seçimlerde hile yapıldığını savunarak mazlum rolüne soyunmuş iken;1950 den sonra 3. Seçim olan 1957 seçimlerinden itibaren hileyi esas hale getirip, ardından da “Vatan Cephesi” adlı bir örgütlenme ile kendini daha güçlü gösterme çabasına girmiştir. Daha sonra da siyasal arenada zorbalığı temel alarak, Ana Muhalefet Partisi Lideri İsmet İnönü’yü seçim alanlarından kovalamaya başlamışlardır. 1950’ de ezici çoğunlukla seçim alan DP’nin aradan 9 yıl geçtikten sonra güçsüzleştiği ve ayakta kalabilmek için hem hileyi hem de zoru kullanmaya başladığı görülür.. Anayasa’daki yasama, yürütme ve yargı erklerini tek elde kullanma amaçlı “Tahkikat Komisyonu” girişimi ile hukukun çiğnendiğinin ortaya çıkması üzerine ayağa kalkan öğrenciler ve halkın tepki eylemlerini zorla bastırmaya kalkışması üzerine doğan çatışmalar sonucu DP devrilmiştir.

8) 27 Mayıs 1960 Devrimi zorbalığa karşı bir halk hareketi olarak meşruiyetini kabul ettirmiştir. Temmuz 1961 de özgürce yapılan referandum ile anayasanın kabulü 27 Mayıs’ın meşruiyetini halk katında da tesçil ettirmiştir. Onun ürünü olan 1961 Anayasası getirdiği özgürlük rüzgarlarıyla, yürürlükte olduğu 12 Mart 1971 e kadar on yılda toplumu sosyal olarak yüz yıl ileri götürmüştür. Bu yönüyle de 27 Mayıs bir Devrimdir ve aşındırılmaya çalışılan Cumhuriyet Devrimine halkın, gençliğin ve aydınların kollektif olarak sahip çıkışının simgesidir.

9) 27 Mayıs’ın getirdiği özgürlük rüzgarı ile toplum uyanmış ve okumayı , öğrenmeyi, tartışmayı, aydınlanmayı esas alan bir konuma girmiştir. Sonraki süreçte Halk, bu devrimin verdiği hız ve Anayasal Kurumların getirdiği güvencelerle, sosyal devlet anlayışı ile bu özgürlükleri kullanmayı, örgütlenmeyi, öğrenmeyi içselleştirmeye başlamıştır. Çalışanların hakları ve Yürütmenin Eylemlerinin, Yasamanın kararlarının Yargısal Denetimi ve ilerici içeriği ile 61 Anayasası Dünyanın En Demokratik Anayasalarından birisi olmuştur. Bu Anayasa’dan içerde şikayetçi olanların başında emperyalizmin işbirlikçileri ve gerici güçler vardır. Onların o tarihteki temsilcisi olan Adalet Partisi’nin siyasal iktidardaki yaşamı 61 Anayasası ile savaşmakla geçmiştir. Bu mücadele 1961 ve 1971 arasının en temel mücadelesi olup, siyasal iktidarın anayasaya direnci ile ANAYASAYI SAVUNANLAR arasındaki mücadele de bu döneme damgasını vurmuştur.

10) Bu Anayasa’dan en çok şikayet edenlerin de Eski Genel Kurmay Başkanı ve Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ile 12 Mart 1971 in Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç olması da ilgi çekici ve önemli bir vakadır. Dönemi simgeleyen bir anekdotu buraya taşımak gerekiyor. Diyor ki Memduh Tağmaç’a Sayın Cevdet Sunay: “Bu devlet liselerinden mezun olanların hepsi kominist! Bunlara devlet emanet edilmez. İmam Hatip Okullarını namütenahi(sonsuz şekilde) çoğaltmalı ve Devlet kadroların İHO’lardan mezun olan gençlere bırakmalıyız.” Bu ikilinin diğer bir tespiti de; “Sosyal Uyanış, ekonomik gelişmeyi aşmıştır. Bunun sonu maazallah kominist ihtilal olur! Bu anayasa topluma geniş geliyor. Onu daraltmak, yani anayasal özgürlükleri kısıtlamak gereklidir.” saptaması iş adamları ve Generaller arasında fevkalade yaygındır. NATO üyesi olan bir ordunun generallerinin, iş adamlarının toprak ağaları, komprador burjuvazi ve yerli gericilikle ittifak halinde kurdukları bu iktidar partisinin tümünün 27 Mayıs’ın getirdiği özgürlük rüzgarını boğmak ve 1961 Anayasasını “daraltmak” konusundaki fikir birliklerinin altında ne vardır acaba diye düşünmeden geçemiyor insan!

11) Bunun arka planını anlamak için 27 Mayıs 1960’ a karşı Türkiye’de siyasal iktidarlara, iki kutuplu dünya konsepti içinde NATO ve ABD’nin nasıl yaklaştığına bakmakta yarar vardır. 27 Mayıs 1960 a giden süreçte, DP iktidarı dış yardım almakta zorlanmakta, dış kredi alamamaktadır. O tarihe kadar verilen yardımların çoğunun askeri yardımlar ve temel sanayi ürünleri üretmeyi sağlamayacak alanlarda kullandırılan krediler olduğu bilinmektedir. Cumhuriyetin ilk 25 yılında yapılanların yanına yeni bir unsur katılamaması eleştiri konusu ve kalkınmada gerilemenin işareti olarak gözlenmektedir. Bu sıkışıklık içinde Başbakan Menderes kredi bulabilmek için Sovyetler Birliğine, iktidarı dönemi boyunca sürekli sövdürdüğü komünistlerden kredi almaya kalkışmak zorunda kalır. Buna ABD nin onayı olmadığı çok açıktır. Bu nedenle 27 Mayıs’ın ABD tarafından bilindiği ancak bilerek engellenmediği konusunda söylentiler vardır. ABD o dönemde tıpkı Küba’da olduğu gibi Türkiye’de de yanılmıştır derler. Bunda ne kadar gerçek payı olduğunu bilmiyoruz. Ancak KÜBA’nın günümüze kadar bir diken olarak Antiller’ de yaşaması ve Türkiye’de 27 Mayıs Sonrasına bakınca bu olasılığın pek de yabana atılamayacağı düşüncesi ağır basıyor.

12) ABD’nin 27 Mayıs 1960’ın Kore’de Vietnam da olduğu gibi sadece bir askeri darbe olarak kalacağı ve daha sonra ABD’ nin istediği ya da kabul edebileceği bir seçeneği iktidara getirtebileceğini sandığı düşüncesini doğrulayan başka önemli gelişmeleri aşağıda sıralayacağız. Bu olaylar, hem günlük yaşamı ve hem de ülkenin tarihini belirleyecek, 12 Mart’ı, 12 Eylül’ü ve bugünkü süreci getirebilecek düzeyde olaylar olarak ihmal edilmeden gözetilmeli ve etkileri herkesçe değerlendirilmelidir.

a) Özgürlükçü, çağdaş ve demokratik parlamenter sistemi, hukukun üstünlüğü altında bir kuvvetler ayrılığı rejimin içinde planlayan 1961 Anayasası Temmuz 1961 de Referandum ile onaylanıp yürürlüğe girdi. Bununla özgürlükler birden gökten inmedi. Anayasal düzenin ayakları olan yasal düzenlemelerin TBMM’de oluşturulmasında ve devletin eskiden gelen kurumları tarafından algılanıp uygulanmasında, hak ve özgürlüklerin halk tarafından öğrenilip, uygulanıp, savunulur hale getirilmesinde, Demokrat Parti’nin kalıntısı olan AP ve yeni üretilmiş ve devrime direnen kurum ve siyasal oluşumların zorlamalarına, Cumhuriyet Devrimcileri, bilinçli yurttaşlar, işçi ve köylü emekçiler, aydınlar, öğrenciler ve giderek uyanan haklarına sahip çıkan halkımız tarafından birçok mücadeleler verildi. Bu Anayasa ile elde edilen özgürlükler ve oluşturulan demokratik kuruluşların listesine bakıldığında 27 Mayıs 1960’ı yaratan Gençlik ve Halk Hareketinin, 1950 karşı devrimi ile rotasından çıkarılan Atatürk Devrimini yeniden eski devrimci, halkçı ve çağdaş doğrultusuna yönelttiği çok açıkça görülebilir. Emperyalizmin hazırladığı karşıdevrimci ittifakın bileşenleri olan; İşbirlikçi-Komprador Burjuvazi; siyasal ve dinsel gericilik ve onun geleneksel müttefiki etnik bölücülüğün, ülkede geçici bir iktidar paydaşlığı karşılığı Türkiye’yi küreselci güçlerin hegemonyasına terketme ihanetine payanda olarak yaşamak düşüncesinin savunucuları, sürekli olarak hedefe 27 Mayıs Devrimini ve onun ürünü olan özgürlükçü, çağdaş 1961 Anayasasını koydular. Bu hedefe varmak için neler yaptıklarını aşağıda ibretle izleyeceğiz:
b) 1962 yılından başlayarak, 14.000 ABD vatandaşı ve halkbilim eğitimli Barış Gönüllüsü Türkiye’ye sözde halka İngilizce Öğretmeye gelmişlerdi. Gerçekte ise; bu gönüllülerin ABD istihbaratına Türkiye’nin demografik yapısının tam bir haritasını çıkardığını, köylere mezralara kadar halkın içindeki tüm farklılıkları, etnik, dinsel, mezhepsel ayrılıkları, hangi köy veya mahallede hangi kişinin, ağanın, dayının, zorbanın, sülalenin, zenginin sözünün geçtiğini, kimlerin kanaat önderi olduğunu yurt çapında ölçmüş, kayda geçirmişlerdir. Bunların çalışmaları 6 yıl kadar sürmüş, hangisinin ne bilgi topladığı T.C. makamları tarafından denetlenmemiştir. Yıllar sonraki anılar ve raporlardan bunların büyük çoğunluğunun yukarıda açıkladığımız görevle geldikleri; bazılarının Paul Henze; Graham Fuller vb. düzeyinde CIA yöneticileri olduğu anlaşılmıştır.

c) 1963 yılında; 27 Devrim Mayıs yönetimi tarafından kapatılmış olan “Komünizmle Mücadele Dernekleri” açılmıştır. Bunlardan birisi de şu sıralarda Pensilvanya’ da yaşayan vaiz Fethullah Gülen’dir. Bu bilgi CIA Ortadoğu Masası Şefliğinden emekli Paul Henze’nin anılarında yer almakta; “Fethullah Gülen ile çok başarılı çalışmalara imza attık!” türünden bir itiraf ile yapılan faaliyetin gerçek niteliği ortaya konmaktadır.

d) 27 Mayıs 1960 sabahı Radyodan ihtilali ilan eden Albay Alpaslan Türkeş, MBK’dan tasfiye edilen 14lerle birlikte yurt dışına gönderildiği sürgünden; 1964 yılında, Yeni Delhi Askeri Ataşeliğinden Türkiye’ye geri getirilir. O tarihe kadar güçlü hatip ve etkin politikacı Osman Bölükbaşı’nın yönetiminde bulunan Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi, (CKMP) kurultayına katılır ve orada Genel Başkan seçilerek partide iktidarı ele alır. İlk iş olarak partinin adını değiştirir. “Milliyetçi Hareket Partisi”(MHP) adını alan parti ölümüne kadar Albay Türkeş ile birlikte anılacak ve Türkiye tarihinde eylemci bozkurtları, komandoları ve kanlı eylemleri ile birlikte anılacaktır.

e) Ve; 1964 yılında Türkiye’de ilk kez (TSK’ya ait olmayan) komando kampları kurulur. Komünizmle mücadele ekseninde mücadele eden islamcı ve ülkücü kadrolar savaşa hazırlanmaya başlamışlardır. Her iki yapının tabanında da fikri olarak geçmiş 300 yılda çok kanlı savaşlara sahne olan Türk-Rus savaşlarının acı anılarının beslediği “anti-moskofçu” düşüncenin üzerine anti-komünizm düşüncesi kolayca giydirilir. Bu ortak düşmana yönelik gibi görünmekle birlikte, esas olarak yurt içindeki anti-emperyalist düşünceyi, emekçi haklarını, aydınlanmayı, laik-demokratik sosyal hukuk devletini savunan ilerici ve devrimcileri ezmenin aracı olan; Pentagonda üretilmiş Türk İslam Sentezi düşüncesinin hayata geçtiği noktadır. Bundan böyle siyasal tartışmalarda ve giderek çatışmalarda hem bu ideolojik yapılanma ile solun her çeşidini ezme bunlar için temel görev olacaktır. Bu görevi üstlenenlerin saldırganlığı Türkiye’nin son 50 yıllık tarihini de geniş ölçüde belirleyecektir.

f) 1961 yılının sonundaki seçimlerde çıkan sonuçlara göre AP-CHP Koalisyonundan sonra yapılan 1965 seçimlerinde AP ezici çoğunlukla siyasal iktidarı alırken CHP, YTP ve o tarihe kadar ilk kez, milli bakiye sisteminin verdiği olanakla (TİP),Türkiye İşçi Partisi 15 Miletvekili ile TBMM’ ye girdiler. Gerek 1961 Anayasasının verdiği olanaklar ve parlamentoda sosyalistlerin yer almasının nedenini 61 Anayasası olarak gören anlayışların yarattığı çatışmalarla TBMM içinde gerginlikler sürmekteydi. 1965 ve 1969 arasındaki dönemden sonra yapılan 1969 seçimlerinde, AP’nin getirdiği yeni seçim yasası ile milli bakiye(ulusal artık) sistemi değiştirilince Mecliste TİP yer alamadı. 1969-71 dönemi ise Meclisteki anayasa karşıtı siyasal iktidarın yarattığı gerginliğin topluma dalga dalga yansıması biçiminde 12 Mart 1971 e kadar devam etti.

g) 1964 yılının en önemli dış olayı Kıbrıs’ ta EOKA faşistlerinin Türkleri kırmak ve ENOSİS ilan etmek için başladıkları yılbaşı saldırısı karşısında Türkiye’nin NATO ülkesi olarak Batılı Müttefiklerince yalnız bırakılmasıdır. Kriz; NATO tarafından Türkiye’ye verilen silah, uçak, gemilerin de Kıbrıs’a müdahale edebilmek için kullanılamayacağının ABD Başkanı Johnson tarafından gönderilen mektupla bildirilmesi ve bu mektubun basında yer alması ile 14 yıldır içimizde sözde “candostumuz”, “sütleriyle çocuklarımızı besleyen”, “verdikleri silahlarla bizi hain moskoftan koruyan” ebedi dostumuz Amerika’nın “ihaneti” ile yüzyüze geldik. Bunun yarattığı ulusal şok ve aldatılmışlık duygusu, İsmet İnönü’nün “YENİ BİR DÜNYA KURULUR, TÜRKİYE DE ORADA YERİNİ BULUR!”sözünün mürekkebi kurumadan; Dallas da bir suikast sonucu vurularak öldürülen ABD Başkanı John Fitzgerald Kennedy’nin cenazesinde hazır bulunmak için ABD ye giden Başbakan İsmet İnönü’nün koalisyonun bozulması ve Başbakanlıktan düşürülmesi ile başka bir biçime döndü. ABD’ ye kızgınlık, orada soydaşlar öldürülürken müdahale edememek, ABD 6. Filosu’nun bizim gemilere bindirilmiş asker ve tanklarımızın önüne dikildiğinin ve çıkarma halinde ABD’nin silahla bizi durduracağının öğrenilmesi Türkiye’de ABD Emperyalizmin aslında ne olduğu ve “ne kadar dostumuz” olduğunun yaşanarak öğrenildiği acı bir ders olarak toplumsal belleğimizde yer aldı. Bu olay, sonraki olaylarla ve ABD’nin dünya jandarması gibi her yere müdahale ettiğinin öğrenilmesi bundan sonraki tüm gelişme ve algılamalara ulusal çapta damgasını vurdu.

h) Bu gelişme Atatürkçü Gençlik içinde ciddi tepkilere ve anti-emperyalizmin gençlik içinde örgütlü biçimde yaygınlaşmasına yol açtı. Gençler üniversitelerde Fikir Kulüpleri kurmaya başladılar. Aynı biçimde 1964 de ilk kamplarını kuran islamcı ve ülkücü gençler de Devrimci Gençlerin Bağımsız Türkiye sloganıyla somutlanan Anti-Amerikan, anti-emperyalist tutumunu “koministik” olarak niteleyen bir söylem ve öğretiyle, önce polis destekli karşı gösterilere, sonra da sopa, bıçak, şişlerle, cami cemaatinden veya esnaf çevresinden derlenmiş öğrencilikle ilgisi olmayan gruplarla Üniversitelere ve öğrencilere saldırılara başladılar.

i) 1967 ve 1968 yıllarında Üniversite Gençliği ezici biçimde Atatürkçü, laik, bilimsel bakışlı gençlerden oluşuyordu. Diğer kategori sayısal olarak etki edemez durumda olduğu için öğrenci olmayan esnaf, çırak, minibüs muavinlerini de yanlarına katarak sayısal denge kurmaya çalışsalar da bilek gücü ve sopa ile Üniversitelere egemen olamamaktaydılar.

j) Bunun sonucu olarak sayısal eksikliklerini kapatmak için 1969 Sonbaharında saldırılara ateşli silahlarla devam ettiler. Her etkinin bir tepkiyle sonuçlanması son derece doğaldır. Burada da böyle oldu. Ancak, bu noktada emniyet kuvvetlerinin tarafgir tutumları, saldırganları açıkça kollamaları, saldırı öncesi üniversite ve yurtlarda silah araması yapıp devrimcileri silahsızlandırırak ya da “boş” olduklarını saptayıp av olarak saldırganlara sunarak bir öfke yaratmayı ve bu öfkeden doğan saldırıya karşı koyuşları gerekçe yaparak 12 Mart 1971 Darbesinin koşullarını yaratmayı başardılar. 
k) Bu arada yapılan iki farklı örgüt kongresini de gözler önüne sermekte yarar vardır:

ka) 1969 yılı ilkbaharında Deniz Gezmiş, Mustafa İlker Gürkan, Cihan Alptekin gibi arkadaşlarımızın önderliğinde bulunan (DÖB), Devrimci Öğrenci Birliği; (FKF) Fikir Kulüpleri Federasyonuna bizim deyişimizle, FKF’ye DÖB aşısı yaparak katıldı. 1969 Sonbaharında yapılan Kurultay’da, FKF’nin adı değiştirilerek TÜRKİYE DEVRİMCİ GENÇLİK FEDERASYONU, kısaca DEV-GENÇ adını aldı. Ben de o kurultayda Dev-Genç İstanbul Bölge Yürütme Kurulu Üyeliğine seçildim. Görevim 12 Mart’ta örgüt kapatılana kadar sürdü. Bu olayın bizi ilgilendiren diğer bir önemli yanı; O tarihe kadar FKF içinde yer alan Kürt kimliğinden olduklarını vurgulayan bir kısım gencin, Sosyalistlerin önderliğindeki Dev - Genç’e katılmayarak, Devrimci Doğu Kültür Ocakları’nı kurmaları ve Dev-Genç’ten ve eylemlerinden uzaklaşmalarıdır. Gerekçeleri çok ilginçtir: TDGF(Dev-Genç), Federasyon’un adının başına Türkiye’yi koyarak artık “milliyetçi olmuşmuş” bu nedenle ayrı örgütlenmeleri gerekmiş. Burada ünlü devrim ustası V.I.Lenin’in Yahudi Milliyetinin Rusya’da ayrı örgütlenmesi gerektiğini savunan, Bund ve yandaşlarına söylediği güzel eleştirel sözleri nasıl söylemeyelim. Her ne ise, bu konuda yetkiyi Sol Yayınlarından yayınlanan ünlü esere bırakarak devam edelim. Ama bana daha ilginç gelen, bu etnik kimlik etrafında arkadaşların, dernek adını değil de diğer Türk Milliyetçisi öğrencileri gibi örgütlerinin adına “Ocak” kelimesini yakıştırmaları pek ilginç gelmişti, o zaman. Malum 1900 lerin başlarında Türk Ocakları kurulmuştu, ya! Yani Türkiye adını reddetmeyi aklından geçirmeyen Devrimci Gençlik’ten bu ilk ayrılış, aslında sonraki etnik temelli PKK ayaklanmasının ilk habercisi imiş!.

kb) 1969 yılı sonlarına doğru yapılan bir başka kongre, Ülkü Ocakları kongresine de bir değinelim. Bu kongrede olan da ABD çıkarlarına çok uygun ve Barış Gönüllülerinin ve giderek Gladyo’nun yollara dökülmesine neden olacak bir değişikliktir. 1969 Sonbaharında İstanbul/ Yıldız Mühendislik Akademisinde Komünizmle Mücadele Derneği Üyesi militanların Padişah Abdülhamit’in Yıldız Sarayı girişindeki Yıldız Camiinde sabah namazı kılarak Okula şafakta baskın düzenleyen ve Kasım da Mehmet Büyüksevinç’i, Aralık’ta da Battal Mehetoğlu’nu öldürmeleri üzerien TSK içinde özellikle Genç Subaylar kesiminden ciddi tepkiler oluşmuştur. Ordu içinde, “Bir Kubilay Olayı” gibi değerlendirilen bu cinayetler üzerine; ABD’li iç savaş organizatörleri bir taktik değişikliğe gitmişlerdir. 1969 sonundaki Ülkü Ocaklarının bu kongresinde “Türkçüler” iktidardan uzaklaştırılmış ve yönetime, “Türk-İslam Sentezciler” gelmiştir. 1969 Aralık sonundan başlayarak 12 Mart 1971’e kadar artık Siyasal İslamcılar “Komünist Avından uzaklaştırılmış ve 12 Mart ara döneminde ve 12 Eylüle giden dönemde artık cinayetlerden uzak durarak ilerdeki iktidarlarına hazırlanmayı sürdürmüşlerdir. Bu, “solcu temizleme görevi” Türk İslam Sentezcilerin yönettiği Ülkü Ocaklarına devredilmiştir. Onlar bu görevlerini 12 Mart sonrasından 12 Eylül 1980 Darbesini yaptırana kadar sürdüreceklerdir.

l) Tekrar geriye dönelim ve bakalım neler olmuş: 12 Mart 1971 Darbesinin hedefinde yukarıdaki “devlet büyüklerinin” hedef gösterdikleri 1961 Anayasası ve onun getirdiği anayasal kurumlar ile onların deyimiyle, “kominist yetiştiren” Türk Milli Eğitimi vardı. Bu arada çalışanlar, işçi ve memurlar haklarını, bağımsız kurumlar bağımsızlıklarını, mücadelede çok önde olanlar da sırayla canlarını ve özgürlüklerini yitirdiler. 27 Mayıs’ın intikamı motifli 12 Mart; öncesinde kıyılan 31 cana ek olarak devrimci gençlik önderlerini sokakta, evde kıstırıp, dağda bağda Sinan Cemgil’ leri pusulayıp öldürerek; 30 Mart 1972 de Kızıldere’de Mahir Çayan ve 10 yoldaşını infaz ederek; TBMM de “ÜÇE ÜÇ!” naraları ile Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ı 6 Mayıs 1972 de İdam ederek; İbrahim Kaypakkaya’yı 18 Mayıs’ta Tunceli’de işkencede öldürerek; Ali Kayahan’ı ise İstanbul Kontgerilla Merkezinde 1973 Şubatında işkence altında sorgularken öldürüp gözaltında kaybederek, yaklaşık 10.000 kişiyi tezgahtan geçirip, yargılayıp, “tenkil” işlevlerini tamamladılar.

m) 12 Mart yargılamaları sonucu tutuklananların çoğunluğu, 1974 yılında çıkan 1803 sayılı Af Yasası ile kalanları da Anayasa Mahkemesinin eşitlik ilkesi yönünden yasayı bozması sonucu 1974 Temmuz Ayında geniş ölçüde salıverilmiş; az sayıda müebbetlik genç içeride kalmaya devam etmiştir. Temmuz’un en önemli olayı 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekatıdır. 1964 ve 1967 yıllarında çıkılamayan Ada’ya bu kez Mehmetçik çıkmış ve o tarihten beri sürdürülen sürekli barışın temellerini İktidardaki Başbakan Ecevit Hükümeti atmıştır.

Başkan'ın Köşesi

68'liler Birliği Vakfı Başkanı, Mustafa Namık Kemal Boya'nın yazıları

Başkan

Etkinliklerimiz

FEDAİ OLABİLMEK

TÜRKİYE'DE AZ SAYIDA İNSANA ÇOK İŞ, ÇOK ÖZVERİ DÜŞER. 


FEDAİ OLABİLMEK İÇİN ÖNCE DERVİŞ GİBİ YAKIN GELECEKTE ZAFERİ GÖRMEDEN VE BELKİ DE HİÇ GÖREMEDEN O YOLDA DÜŞÜP KALMAKTAN YANA KAYGILI OLMAMAK;

İNANCINI, BİLİNCİNİ, YÜREĞİNİ, FİZİKİ VARLIĞINI YÜKSEK,GÜÇLÜ VE DAYANIKLI HALE GETİRMEK;

AKILLI, ÇALIŞKAN OLMAK VE SONUÇTA UTKUYA ULAŞILDIĞINDA DA;                                                                                         

BU İŞTE BENİM DE PAYIM VAR DİYEREK OBJEKTİFLERE POZ VERMEKSİZİN ;                                                                      

TIPKI KARTALLI BAHÇIVAN KAZIM GİBİ
SIRA NEFERİ OLMANIN İŞİN EN ÖNEMLİSİ OLDUĞUNU BİLMEK;                                                    
OCAĞINA, İŞİNE, GÜCÜNE DÖNMEK
VE SONUÇTA KENDİSİ  İÇİN BİR ŞEY İSTEMEMEK;
SADECE GÖREVİMİ YAPTIM DEMEKTİR, ESASINDA!                                                                                                       

ZOR İŞTİR YANİ FEDAİ OLMAK!

KURŞUNA, BOMBAYA KARŞI GİTMEK;

SEHPAYA ÇELİK GİBİ ÇIKMAK VE MERHAMET DİLEMEDEN CELLADININ GÖZÜNÜN  TA İÇİNE BAKABİLMEK;
SEHPAYA TEKMEYİ DİZLERİN TİTREMEDEN VURABİLMEK...  

BU NİÇİN BÖYLEDİR? BİLİYOR MUYUZ?  

1000 KÜSÜR YIL ÖNCE HOCA AHMET YESEVİ OCAĞINDAN YETİŞMİŞ ALPERENLER ANADOLUYA BÖYLE GELDİLER. UMARSIZ, FÜTURSUZ.  GÜNÜ GELDİ ANADOLU’YU YURT EDİNDİLER VE GÜNÜ GELDİ SONRADAN GELENLERE BIRAKTILAR…

ANADOLU'DA RUMELİYE GEÇENDE EVLAD-I FATİHAN OLDULAR. UZAK DİYARLARDA KALDILAR.

1919'A GELENDE; GENE ANADOLU’DA  MÜDAFA-I  HUKUK OLDULAR, KUVAY-I MİLLİYE OLDULAR!

SONRA MİLLİ ORDU, KEMAL’İN ASKERLERİ OLDULAR! İNÖNÜ, SAKARYA, KOCATEPE, DUMLUPINAR, OLDULAR! BÜYÜK ZAFERİ KAZANDILAR, 9 EYLÜL 1922'DE İZMİR'DE NALLARINDAN KIVILCIM SAÇAN SÜVARİLER İZMİR’İ ALDILAR.

SONRA LOZAN’I KAZANDILAR… SONRA 6 EKİM 1923 DE İSTANBUL’U BEŞ YILLIK İŞGALDEN SONRA KURTARDILAR. SONRA 29 EKİM 1923 TE CUMHURİYET’İ KURDULAR, SONAKİ KUŞAKLARA, BİZLERE EMANET ETTİLER.

DEDELERİMİZİN KURTARDIĞI YURDU BABALARIMIZ KURDU! BİZLERE DE CUMHURİYETİN MİLLİ EĞİTİMİ, KÜLTÜRÜ, SANATI İLE YOĞRULMAK, ÇOK ÇALIŞMAK VE DEĞERLER, VATAN, BAĞIMSIZLIK TEHLİKEYE DÜŞTÜĞÜNDE MÜCADELE ETMEK KALDI!

İLKOKULLARDA BEŞ YIL HER SABAH; TÜRKÜM, DOĞRUYUM, ÇALIŞKANIM… YURDUMU ÖZÜMDEN ÇOK SEVMEK…” DİYEREK ANTLAR İÇTİK!

11 YILLIK EĞİTİMDE, BİNLERCE KEZ İSTİKLAL MARŞI OKUDUK!

HAYIN DÜŞMANLARIN SALDIRGANLIKLARINA, CIA, GLADYO VE BARIŞ GÖNÜLLÜSÜ KILIKLI, 2. CUMHURİYETÇİ KILIKLI, LİBERAL POZLU, DİNCİ POZLU, TÜRKÇÜ VEYA KÜRTÇÜ KILIKLI ETNİKÇİLER KARŞISINDA, DEVRİMİ VE CUMHURİYETİ SAVUNDUK! KAYIPLARIMIZ OLDU, HER YAŞTAN, HER CİNSTEN, HER MESLEKTEN! DİRENDİK, ÖLDÜĞÜMÜZ YERDE SAĞ KALAN YOLDAŞLARIMIZ TÜRKÜMÜZÜ ÇIĞIRDILAR., “

“SAYILMAYIZ PARMAK İLE, KIRILMAYIZ VURMAK İLE” DİYEREK YOLA DEVAM ETTİK, ETMEYE DEVAM EDİYORUZ

SON NEFESİMİZE, SON ADIMIMIZA KADAR, NEFESİMİZ BİTENE, YÜREĞİMİZ SUSANA  DEK!

EVET, BİZ DE O YİĞİTLERDEN ÇOKÇA VARDIR. 

GÜNÜ GELDİĞİNDE ONLARIN YENİ DESTANLARINI
HEP BİRLİKTE YAZACAĞIZ, BİRLİKTE OKUYACAĞIZ;
SEVGİLİ YURDUMUZDA,
SEVGİLİ ULUSUMUZLA BİRLİKTE...
UTKUYA ERİŞENE KADAR.

TAM BAĞIMSIZ VE GERÇEKTEN DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE KURULANA KADAR…

MUSTAFA NAMIK KEMAL BOYA

Ulusal Bağımsızlık Yürüyüşü 2015

Ulusal Bağımsızlık Yürüyüşü 2015

Ulusal Bağımsızlık Yürüyüşü 2015, Afyon'dan İzmir'e 14 günde 22 ilde düzenlenen anma faaliyetleri ile gerçekleştirildi.
Ulusal Bağımsızlık Yürüyüşü 2001

Ulusal Bağımsızlık Yürüyüşü 2001

2001 senesinde düzenlediğimiz Ulusal Bağımsızlık Yürüyüşü hakkındaki, haberler, yazılar, fotoğraflar
Ergin Konuksever Belgeseli

Ergin Konuksever Belgeseli

'Son Süvari', yönetmen Dilşat Zülkadiroğlu'nun gözünden Ergin Konuksever'in hayatını ve 68 hareketine katkılarını anlatıyor.
All for Joomla All for Webmasters

68'liler Birliği Vakfı
Kurabiye sok. No 9 Kat 3
Beyoğlu, İstanbul / Türkiye

+90 (212) 243-8624
+90 (537) 487-7290
+90 (532) 204-8029

iletisim@68lilerbirligivakfi.org

http://www.twitter.com/68liler

http://www.facebook.com/68lilerbirligivakfi 

68'lilerin Devrim Andı

Biz devrimciler olarak...
Sayımızın azlığına, düşmanın çokluğuna bakmadan,
bıkmadan, yılmadan, yorulmadan
TAM BAĞIMSIZ VE GERÇEKTEN DEMOKRATİK TÜRKİYE İÇİN;
bizi mahvetmek isteyen emperyalizme,
bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı,
son nefesimize kadar mücadele edeceğimize,
devrimci şerefimiz üzerine ant içeriz.

100 TL BAĞIŞ

100

TOPLANTILARA KATKI

100 TL katkınız
vakfımızın toplantılarına güç katacak.

Bağış

500 TL BAĞIŞ

500

TANITIMA KATKI

500 TL katkınız
vakfımızın tanıtımına güç katacak.

Bağış

1000 TL BAĞIŞ

1000

ETKİNLİKLERE KATKI

1000 TL katkınız
vakfımızın etkinliklerine güç katacak.

Bağış